All for Joomla All for Webmasters
info@mutlugeziler.com +90 546 459 1858

Beyoğlu Galata Pera…

Sabah saat 10’da mutlu gezginlerle Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde buluşma.

Programımıza ilk olarak Taksim meydan, Gezi Parkı ve Talimhane bölgeleri ve maksem ile ilgili bilgileri alarak başlıyoruz. Ardından Dingo’nun ahırı, Aya Triada Ortodoks Kilisesi, Ermeni Katolik Kilisesi ve Fransız Kültür merkezi binalarının öykülerini dinleyerek devam ediyoruz.

Akabinde NeoGothic, NeoKlasik, Arneo, 1. Milli Mimarlık ve 2. Milli Mimarlık dönemlerine ait pasaj, han, apartman ve eğlence mekanları ile devam ediyoruz.

Hazzo Pulo Pasajı’nda vereceğimiz kısa bir kahve molasının ardından programımıza Beyoğlu istikameti ile devam ediyoruz.

Belki de önünden defalarca geçip, farkına varmadığınız gizemli binaların sizinle adeta konuştuğuna tanıklık edeceksiniz.

Öğle yemeği için verilecek serbest zaman sonrasında Ermeni Üç Horan Kilisesi, Saint Antuan Kilisesi, Santa Maria Kilisesi gibi yapıları ziyaret edip, Narmanlı Han, tarihi tünel meydanı, Galata Mevlevihanesi’ni görüp, dönemin olağanüstü yapılarından olan tarihi Doğan Apartmanı’nı ziyaret ederek Galata Kulesi, İngiliz Karakolu, Komando merdivenleri ve Bankacılar Caddesi üzeri Karaköy’e yönelip bir dahaki turumuzda görüşmek üzere sizlere veda ediyoruz.

Diyarbakır’daki Ziyaret Tepe höyüğünde, Asurlu bir yetkili tarafından yazılmış, hayal kırıklığı ve umutsuzluk hikayesi anlatan çiviyazılı bir tablet keşfedildi.

F: Ziyaret Tepe kazıları

Diyarbakır’daki Ziyaret Tepe mevkiinde kazı yapan arkeologlar, nadir bulunan ve benzersiz bir çivi yazılı tablet keşfetti. Tablette, MÖ. 7. yüzyılda Asur imparatorluğu yıkılmadan hemen önce Asurlu bir yetkilinin aktardığı imparatorluğun durumunu özetleyen, hayal kırıklığı ve umutsuzluk öyküsü anlatılıyor.

Arkeologların idari bir kompleks olarak tanımladıkları yapı kalıntıları içinde bulunan küçük çiviyazılı kil tablet, Asur kenti Tushan’ın üst düzey yetkilisi Mannu-ki-libbali tarafından yazılmış.

(Diyarbakır’da Kaplumbağalarla Gömülmüş 2500 Yıllık Kadın ve Çocuk Bulundu)

Tushan, Asur İmparatorluğunun eteklerinde bulunan bir bölgeyi yöneten MÖ 7. yüzyıl şehiriydi. Mannu-ki-libbali tablette, bir savaş arabası birliği kurma emrine yanıt veriyor, ancak bunu başarmak için gereken tüm yetenekli profesyonellerin şehirden çoktan kaçtığını açıklıyor.

Şehirde üst düzey bir yetkili olan Mannu-ki-libbali, hayal kırıklığını ve istifasını tabletteki şu son cümleleriyle açıklıyor;

“Bu emre nasıl uyabilirim? ….. Buradan ancak ölümler çıkar. Kimse kaçamaz. Benim burada işim bitti!”

Arkeologlar yayımladıkları makalede, “Bu eşi bulunmaz bir mektup. Bu yazılar ancak imparatorluğun alt yapısının çöküşü Tushan’a yaklaşırken yazılmış olabilir. Asur’un çöküşüne dair ilk elden yazılmış bir yazı olduğu için mükemmel bir buluntu.” diyor.

F: Ziyaret Tepe kazıları

Söz konusu tabletin bulunduğu yönetim kompleksi yapısı, çivi yazısı tabletler için olağanüstü bir arşiv oluşturdu. Kompleksin odalarının zeminlerinde, parçalar halinde 27 çiviyazılı tablet bulundu.

“Tabletlerin içeriklerinde tahıl hareketleri, köle ödünç listeleri, personel listeleri, insanların yeniden yerleşimi ve askeri memurların sayısı ve onların tarımsal varlıklarını gösteren listeler sayılabilir.”

Ancak tabletlerin çoğunda, uzaktaki çiftliklere teslimatlar, borçlar ve ödemeler gibi arpaların alım satım işlemleri yer alıyor. Bu tabletler, MÖ 614 ila MÖ 611 yılları arasına, yani Ninova’nın çöküşü dönemine tarihleniyor. Ninova, Dicle Nehri’nin doğu kıyısında bulunan ve bir dönem Asur imparatorluğunun başkentliğini yapan bir şehirdi.

Bölgedeki kazıları yürüten Timothy Matney ve John MacGinnis, “Bu tablet, bu döneme ait bulunan Asur yetkilileri tarafından yazılmış ilk tablet.” diyor.

(Asurlular Sandığımızdan Daha Cana Yakındı)

Tabletler, Asur dünyasında, Babil kral Nabopolassar’ın dağılmakta olan Asur imparatorluğuna karşı askeri seferler yürütmesine dair de bilgiler içeriyor.

Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde yer alan Ziyaret Tepe Höyüğü’ndeki kazılar 2000 yılında başladı ve 12 sezon sürdü. Diyarbakır’ın 60 km doğusundaki Dicle nehri üzerinde yer alan kalıntılar, 30 metre yüksekliğinde bir merkezi höyük ile çevresinde 30 hektar civarında bir alt kasabanın kalıntılarından oluşuyor.

Ohio, Akron Üniversitesi’nden Prof. Timothy Matney tarafından yürütülen proje, jeofizik incelemeler ve yüzey araştırmaları ile başladı. Höyükte yapılan çalışmalar sonunda 300 yıl boyunca gelişen büyük bir eyalet sermayesini gösteren yapısal ve eser kalıntıları ortaya çıkarıldı.

(Geçmişten Günümüze Asurilerin Hikayesi)

Yazılı kayıtlara göre, MÖ 882 yılında Asur Kralı II. Ashurnasirpal tarafından daha önceden yerleşişmiş bir yerde kuruldu, ancak daha sonra sonunda MÖ 611 yılında Babil kralı Nabopolassar tarafından ele geçirildi.

Bölgede çalışan arkeologlar, bir saray, bir yönetim kompleksi, seçkin konutlar ve askeri kışlalar ortaya çıkardı.

Zeugma Mozaiklerine ait 12 parçanın Türkiye’ye gönderilmesini öngören anlaşma Chicago’da imzalandı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ABD’nin Bowling Green Eyalet Üniversitesi arasında imzalanan anlaşma sonucunda Zeugma Mozaiklerine ait 12 parça Türkiye’ye getirilecek.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile üniversite arasında söz konusu parçaların Türkiye’ye resmen iadesini öngören anlaşma, Türkiye’nin Chicago Başkonsolosluğunda imzalandı. Anlaşmaya Türkiye adına New York Kültür ve Tanıtma Ofisi Direktörü Tülin Sermin Özduran, Bowling Green Eyalet Üniversitesi adına da Rektör Dr. Rodney Rogers, Sanat ve Bilim Fakültesi Dekanı Dr. Raymond Craig ile üniversitenin Başkan Yardımcısı Sean P. FitzGerald imza koydu.

Anlaşmayla ilgili yazılı bir açıklama yapan Özduran, Zeugma parçalarının Türkiye’ye dönecek olmasından dolayı çok mutlu olduklarını kaydetti. Uluslararası arenada kültürel ilişkilerin karşılıklı anlayış ile yürütülmesinin öneminin bugünkü anlaşma ile bir kez daha vurgulandığına işaret eden Özduran, Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesine teşekkür etti.

Üniversite yönetimi ise yaptığı açıklamada, meşhur Çingene Kızı mozağine ait 12 parçanın bu yıl içinde Türkiye’ye gönderileceğini duyurdu.

İmza töreninde hazır bulunan Türkiye’nin Chicago Başkonsolosu Umut Acar da yaptığı konuşmada, Bowling Green Eyalet Üniversitesi yetkililerine gösterdikleri iyi niyet ve iş birliği için teşekkür etti. İmzalanmakta olan anlaşmanın, Gaziantep ve üniversite arasında uzun dönemli bir iş birliğinin de başlangıcı olacağını düşündüğünü belirten Acar, “Dünyanın farklı yerlerindeki arkeolojik ve kültürel mirasımızın ülkemize yeniden kazandırılması konusundaki çalışmalarından ötürü Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığına teşekkür ederim” diye konuştu.

1960’lı yıllarda Zeugma ören yerinde gerçekleştirilen kaçak kazılarda yurt dışına çıkarılan ve 1965’te Bowling Green Devlet Üniversitesince 35 bin dolar karşılığında Peter Marks isimli sanat tacirinden satın alınan Zeugma Mozaikleri, o tarihten beri üniversitedeki Wolfe Sanat Merkezi girişinde üzeri cam panel içinde döşenmiş vaziyette sergileniyordu.

 İlk girişim 2012’de 

Bakanlık, eserlerin iadesi için ilk girişimini Şubat 2012’de yapılan tespitlerin hemen ardından Dışişleri Bakanlığı kanalıyla yapmıştı. Fakat o dönem üniversite yönetimi, eseri satın alırken ödedikleri 35 bin doların 2012 kurlarıyla 260 bin dolara denk geldiğini belirterek, bu paranın kendilerine ödenmesi şartıyla eseri iade edeceğini bildirmişti. Üniversite, ikinci seçenek olarak da her yıl 20, toplamda ise 200 Türk öğrencinin kendi bünyelerinde eğitim almasının sağlanmasını istemişti.

Bakanlık yetkilileri ise üniversitenin her iki talebini de etik açıdan doğru olmadığı için reddetmiş, üniversiteye eserleri iade ederek sergileyecekleri duyarlı davranışın eserin sergilendiği yer de dahil olmak üzere tüm mecralarda tanıtılacağı sözünü vermişti.

İkinci adım atıldı 

Üniversitenin bu tutumu nedeniyle askıya alınan fakat Bakanlık uzmanlarınca sürekli takip edilen Zeugma Mozaikleri için 2017 yılında ikinci girişim yapılmıştı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, yönetimi değişen üniversiteye Türkiye’nin Chicago Başkonsolosluğu kanalıyla Zeugma Mozaiklerinin iade edilmesi için yeni bir yazı yollamıştı. Yazıda Türkiye topraklarına ait olduğu net bir şekilde ifade edilen mozaiklerin iade edilmesi için bir toplantı yapılması istenmişti.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Bowling Green Eyalet Üniversitesindeki Wolfe Sanat Merkezinde sergilenmek üzere eserlerin replikalarının yaptırılmasını üslenirken, parçaların Türkiye’ye nakliyesi Kültür ve Turizm Bakanlığınca gerçekleştirilecek.

Çingene Kızı Mozaiği

Bu mozaik, Zeugma Antik Kenti’nde bulunan bir villanın yemek odasının tabanını süslüyordu. Zeugma Antik Kenti’nde 1998 yılı sonbaharında yapılan kurtarma kazılarında bulunmuştur. Şu anda Zeugma Mozaik Müzesi’nin ikinci katındaki özel bir odada sergileniyor.

Büyük ölçüde tahribata uğrayan mozaikten günümüze sadece bir kadın başı figürü kalmıştır. Bu mozaikte kadın figürü sağına doğru bakmakta, kabarık saçları ortadan ikiye ay4ılmış ve ensesinden bir eşarpla bağlanmıştır. Dar alınlı, elmacık kemikleri çıkık ve dolgun yüzlüdür. Kulaklarında iç içe geçmiş iri halka küpe bulunmaktadır.

Bir görüşe göre bu figür, Toprak Ana Gaia olabileceği gibi, başının yanındaki asma filizlerinden dolayı Dionysos şenliklerinde yer alan Mainad da olabilir.

Yaptığım turlarda övüne övüne “şimdi benim memlekete gidiyoz” diye anlattığım güzel Kapadokya’yı merak etmeyen, nolur ben de gitsem demeyen, hele hele ah şu balonda ben de olaydım demeyen var mı? Yok mu? Var mı? Yok mu? Hızır idi Yunus idi!

Kapadokya aslında bir aktivite cenneti. Her şeyi yapmak mümkün. Trekking’den tutun da at binmeye, 4×4 araçlarla safariden tutun da quad bike (atv) ile off-road’a kadar her şeyi deneyimleyebilirsiniz. Tabi bütün bu aktivitelerin içerisinde en güzel olanı; Balon Turu!

Şimdi sizlere A’dan Z’ye Kapadokya Balon Turları hakkında her şeyi anlatıcam. Yine merak ettiğiniz eksik kalmış bir yer olursa, bu yazının altına yorum yazabilir, bana soru sorabilirsiniz. İşte sizlere bir mutlugeziler.com kıyağı daha!

Öncelikle şunu belirteyim ki; bu aktivite oradaki yerel balon firmaları tarafından hava müsait olduğunda ve Sivil Havacılık Kurumu’nun izniyle gerçekleşiyor. Günde 2 defa kalkış olmak üzere son yenilenen kurallara göre; 1 gün içerisinde 1 balon, 1 pilotla yalnızca 1 kere uçabiliyor. Kalkış ekibi, servis şoförleri ve ekipmanları hazırlayan insanlar da dahil bir balonun uçması için minimum 15-17 kişilik bir ekip gerekiyor. Yani burayı özellikle anlatıyorum ki; “biz geçen gittik ama binmedik çook paaalıydı” demeden önce bi kere daha düşünün!

Kapadokya’dasınız, balon firmasıyla görüştünüz kaydınızı yaptırdınız ve sizi kaçta nereden alacaklarını filan bütün bilgileri öğrendiğiniz. Sıra geldi uçmaya! Adım adım balonla uçmaya başlıyoruz:

1. Adım: Alınış

Kapadokya Balon Turu uçuşları genelde güneşin doğumunu görmek için yapıldığından sizi sabaha karşı 05:00 -06:30 arası bulunduğunuz yerden firmanın servis araçlarıyla alırlar. Gelen kişi rezervasyonunuza göre adınızı, eğer otelde kalıyorsanız oda numaranız ve telefonunuzu zaten biliyordur. Başka araca binme şansınızı azaltmak için bütün bu bilgileri rezervasyon esnasında vermenizi tavsiye ederim.

Ek bilgi: Sabah çok erken saatlerde sizleri alacaklar ve balona bineceksiniz. Günün sıcaklığının en düşük olduğu zaman o yüzden dikkat! Yanınıza mutlaka sizi üşütmeyecek bir giysi alın!

Aracı buldunuz isminizle teyit ettiğiniz, şoförünüzle tanıştınız ve koltuğa kuruldunuz. Şimdi artık hayallerinizi süsleyen, çok güzel anılar bırakacak, hatta yeniden yaşamak isteyeceğiniz bir yolculuğa çıkıyorsunuz!

2. Adım: Kahvaltı

Aslında buna tam bir kahvaltı demek yanlış olur. Uçaklarda yapılan ikramlar var ya hani uçuş heyecanımız geçsin, kendimizi iyi hissedelim diye çay, kahve, sandviç filan veriyorlar ya ben bunu ona benzetiyorum işte. Her firmanın farklı yeri var. Sizlere çay, kahve, poğaça, simit gibi ikramlar veriyorlar. Buradaki amaç doymak değil, Kapadokya Balon Turu yapmadan önce sıcak bir şeyler içelim de mutlu olalım. Siz güzel güzel çayınızı, kahvenizi içerken; kalkış noktasında diğer görevli arkadaşlar, balonları hazırlamaya başlıyorlar. Rüzgara ve hava koşullarına bağlı olarak yeri değişebilse de yıl içerisinde balonların hemen hepsi Göreme Vadisi‘nden kalkıyorlar.

Ek Bilgi: Kahvaltı yapacağımız mekanda beklerken, Sivil Havacılık son kontrollerini yapar ve uçuş izni verir. Siz de uçmak için kalkış alanına götürülürsünüz. Eğer Sivil Havacılık kontrollerini yaparken olumsuz bir durumla karşılaşırsa, hava durumunun toparlanması için erteleme verebilir ya da tamamen uçuşu iptal edebilir.

3. Adım: Kalkış Alanına Transfer

Her şey çok güzel. Sivil Havacılıktan izin geldi ve siz, balonların kalkış yaptığı alana gitmek için servis aracınıza bindiniz. Artık heyecanlanabilirsiniz! Alana ulaştığınızda balonların henüz şişirildiğini ya da sıcak havayla doldurulduğunu görebilirsiniz. Tamamen şişene kadar fotoğraf çekebilir, heyecanınıza tavan yaptırabilirsiniz. 200’den fazla balonun gökyüzündeki muhteşem dansı için kıyasıya hazırlık devam ediyor!

Ek Bilgi: Balonların sepetleri 16-22 kişiliktir. 4’er kişi sığacak şekilde bölmeler vardır. Tam ortadaki bölme pilot içindir. Yolcular diğer bölmelerde yerini alır. Bu şekilde sepet içerisinde baştan sona hareket edilmediği için denge korunmuş olur. Fakat yine de bu bölmelerde oldukça rahat hareket edebilirsiniz. Yani sağa sola dönüp, arkanıza manzara fotoğraf çekebilir, arkadaşınıza sarılıp tatlı tatlı manzara izleyebilirsiniz.

4. Adım: Kalkış

Pilotumuzun yönergelerini ve uyarılarını dinledikten sonra kalkış için hazırız! Havada çok fazla balon olacağından dolayı telsizlerle iletişime geçen pilotumuz, kalkışa hazır hale gelince yerdeki arkadaşlarına ipleri çözdürüyor. Adı üstünde sıcak hava balonu olan bu araç, havanın ısıtılmasıyla yükselmeye başlar. Yanı başımızdaki pilotun kafasının üzerindeki mekanizmadan alevler çıktığını görünce “vah evladım çok sinirlendi heralde” gibisinden şeyler gelmesin aklınıza. Ateşler havayı ısıtır, ısınan hava naapar? Yükselir vee biz de böyle süzüle süzüle havalanırız. Alışveriş merkezlerinde bi tarafı cam olan asansörler vardı ya hani! Yukarı çıkarken her şeyi görürsünüz de şöyle hafiften bi içiniz kıpırdar. Hah! İşte tam öyle bişey hissedeceksiniz.

5. Adım: Uçuş

Çoğu firmanın verdiği uçuş süresi 60-80 dk. arasında değişir. Pilotların maalesef balonlara yön verebilmek için direksiyon gibisinden donanımları yoktur. Genel olarak bir rota olsa bile aslında belirleyici unsur rüzgardır. Ben çoğu zaman hiç rüzgar olmayan sakin havalarda balonların bulundukları yerden yükselip 1-2 km ilerlediklerini gördüm. Rüzgar almak için bir balon 600m kadar yükselebilir. Böylece rüzgarında etkisiyle yoluna devam eder.

Kapadokya Balon Turu boyunca Göreme, Devrent, Zelve, Paşabağ, Kızılçukur gibi vadilerin üzerinden geçme şansına sahip oluyorsunuz. Havadayken güzel videolar çekebilir, harika renkli, büyüleyici görüntüler yakalayabilirsiniz. Eğer siz yapamazsanız üzülmeyin, balon firmasındaki pilot arkadaşımızın GoPro’sundan çektiği görüntüleri indikten sonra kendisinden satın alabilirsiniz.

6. Adım: İniş

İnişimiz yaklaştıkça pilotumuz yeniden yerdeki arkadaşlarıyla görüşür ve iniş için uygun nokta belirlenir. Bizi alana bırakan araçlar da dahil herkes yerini alır ve inişimizi beklemeye başlar. Yine rüzgarın yönüne göre ineceğimiz noktaya yaklaşıp, pilotumuzun bize daha önceden gösterdiği iniş pozisyonumuzu alıyoruz. Sepet yere çarpınca insanın içini bi burukluk, efenime söyliim böyle bi kekremsilik almıyor değil! Ama herkes mutlu herkes çiçek!

İndikten sonra sırayla sepetimizden çıkıp kutlama yapmaya geçiyoruz! Uçuş sonunda takımdaki arkadaşlar bizim için şampanya patlatıyor ve inişimizi kutluyoruz. Herkes için özenle ayarlanmış, pilotumuz tarafından imzalanmış sertifikalarımızı da alıyoruz. Herkes mutlu, yüzler gülüyor. Böylesine bir deneyimin parçası olduğu için herkes şükrediyor. Hayat boyu yapılabilecek en iyi şeylerden bitanesini, yani Kapadokya Balon Turu’nu yapmış olmanın verdiği haz anlatılmaz!

7. Adım: Otele Dönüş

Bizi yeniden servis araçlarıyla indiğimiz noktadan alıp otelimize bırakıyorlar veee mutlu son!

 

Genel itibariyle bu şekilde gerçekleşen Kapadokya Balon Turu’na sizler de katılabilirsiniz. Tamam abi iyi güzel anlatmışın da nerden nasıl katılacaz kimi arıycaz biz derseniz, hemen bizimle iletişime geçin. Hooop 2. kıyak! Hadi yine iyisiniz.

Gezi blogu olunca Vize İstemeyen Ülkeler listesi yapmak şart! Yani öyleymiş galiba ki bütün gezi blogları ısrarla bunu yazmış! Dedim ki benimki de kıyısından köşesinden gezi blogu sitesi o zaman bi de ben liste yapim barim!

Benimkinin farkı ne peki? En güncel liste! EN GÜNCEL! O kadar güncel ki daha konsolosların haberi yok! Ha bu arada bişeyi belirtmekte fayda var sevgili okur, aşağıdaki liste bordo renkli “umumi” pasaport içindir.

*** Aradığınız ülkeyi bulmak için Ctrl+F ya da Sayfada Bul diyerek arayabilirisiniz ***

Umumi Pasaporta Vize İstemeyen Ülkeler 2018
Ülke Vizesiz Geçirilebilecek Gün Sayısı
Belarus 30 Gün
K.K.T.C Kimlikle – Sınırsız
Kolombiya 90 Gün
Bosna Hersek 90 Gün
Japonya 90 Gün
Brezilya 90 Gün
Makedonya 90 Gün
Maldivler 30 Gün
Moldova 90 Gün
Peru 90 Gün
San Marino (İtalya’dan Girmek Gerekiyor)
Ukrayna Biyometrik Kimlikle – 60 Gün
Uruguay 90 Gün
Vatikan (İtalya’dan Girmek Gerekiyor)
Tunus 90 Gün
Sırbistan 90 Gün
Seyşeller 90 Gün
Arnavutluk 90 Gün
Antigua-Barbuda 180 Gün
Hong Kong 90 Gün
Swaziland 30 Gün
Jamaika 90 Gün
Arjantin 90 Gün
İran 90 Gün
Bahamalar 8 Ay
Singapur 90 Gün
Barbados 90 Gün
Karadağ 90 Gün
Venezuela 90 Gün
Kazakistan 30 Gün
Belize 90 Gün
Kırgızistan Sınırsız
Botswana 90 Gün
Kosta Rika 30 Gün
Andorra 90 Gün
Honduras 90 Gün
Suriye 90 Gün
Haiti 90 Gün
Ürdün 90 Gün
Kosova 90 Gün
Ekvador 90 Gün
St. Vincent-Grenadines 90 Gün
Cook Adaları 31 Gün
Lübnan 90 Gün
El Salvador 90 Gün
Tuvalu 30 Gün
Dominik Cumhuriyeti 30 Gün
Makau 30 Gün
Fas 90 Gün
Malezya 90 Gün
Filipinler 30 Gün
Meksika e-vize 30 Gün
Filistin İsrail Vizesiyle Girilebilir
Moğolistan 30 Gün
Fiji 120 Gün
Mauritius 30 Gün
Guatemala 90 Gün
Britanya Virgin Adaları 30 Gün
Libya 90 Gün
Güney Kore 90 Gün
Gürcüstan Biyometrik Kimlikle – 1 Yıl
Nikaragua 90 Gün
Niue 30 Gün
Şili 90 Gün
Palau 30 Gün
Tayland 30 Gün
Panama 180 Gün
Tayvan 30 Gün
PAraguay 90 Gün
Trinidad Tobago 30 Gün
Samoa 60 Gün
Turks & Caicos Adaları 90 Gün
Saint Lucia 45 Gün
Vanuatu 30 Gün
St. Kitts & Nevis Adaları 90 Gün
Tayland 30 Gün
Panama 180 Gün

Bu kadar çok ülke varken gezmemek için hala bahaneniz var mı? Bence artık olmasın!

“Sonbaharda İstanbul’da ne yapabilirim?” diye düşünüyorsanız müzeler sizi bekliyor. İstanbul dünyanın en önemli kültür başkentlerinden biri olarak 82 müzeye ev sahipliği yapıyor. Sonbaharda kültür, tarih, bilim ve sanat dolu bir hafta sonu geçireceğiniz müzeleri seçtik!

10- İstanbul Deniz Müzesi

1897’de kurulan müze bulundurduğu 20.000’e yakın koleksiyonla Türk denizcilik tarihine de ışık tutuyor. 15. yy’dan kalan tarihi kadırgalar, saltanat kayıkları ve Atatürk’ün kullandığı kayık gibi büyük eserlerin yanı sıra, bahriyeli kıyafetleri, gemi modelleri, sancaklar, silah aletleri gibi eserler de mevcut.

9- Dolmabahçe Sarayı

Sultan I. Abdülmecid tarafından 1843’te yapımına başlanan sarayın özellikle barok mimarisi dikkatleri çekiyor. Nigoğos ve Garabet Balyan kardeşler mimarlığını yaptıkları bu sarayı 13 yılda bitirmişler. Müze olarak kullanılan sarayı gezerken Atatürk’ün vefat ettiği odayı da görmek mümkün.

8- Rahmi Koç Müzesi

İş adamı Rahmi Koç’un da gayretiyle Haliç kıyısında 1994 yılında hizmete giren bu müzede, Türk sanayisinin en baştan bu zamanlara kadar uzanan hikayesini görebilirsiniz. 1952’de yapılan Fenerbahçe Vapuru, II. Dünya Savaşında kullanılan uçaklar, TCG Uluçalireis denizaltısı göze çarpanlar. Klasik otomobil bölümü de akıllardan silinmeyen, gezdikçe gezilesi bir yer.

7- Sakıp Sabancı Müzesi

Meşhur Atlı Köşk’te 2002 yılında açıldı. Resim koleksiyonu, hat nüshaları ve 14-20 yy arasında yazılmış Kur’anı Kerim koleksiyonu oldukça dikkat çekiyor.

6- Harbiye Askeri Müzesi

1862 yılında Mekteb-i Harbiye binası olarak yapılan bu müzede Türk Ordusunun kuruluşundan Osmanlı’ya kadar olan zamandaki gelişimini görmek mümkün. İstanbul’un fethi sırasında Haliçi kapattığı söylenen zincir ile Çanakkale savaşı sırasında kullanılmış olan toplar ve uçak gibi eserler siz ziayretçilerini bekliyor. Müze’de ayrıca saat 15:00 – 16:00 arasında Mehter konserini de izleyebilirsiniz.

5- Kariye Müzesi

Dışardan bakıldığında tipik bir Bizans kilisesi gibi görünen yapı, içinde muhteşem süslemeler ve freskleri barındırıyor. 6. yy’da kilise olarak inşaa edilen yapı fetihle birlikte camiye dönüştürülmüş. Cumhuriyet döneminde ise müze olmuş. İçeriye girdiğinizde göz alıcı freskleri ve mozaikleri hemen dikkatinizi çekecek.

4- Türk İslam Eserleri Müzesi

Müze 1913’te başka bir yerde açılmasına rağmen bugün İbrahim Paşa Sarayı’nda bulunan müzede İslam ve Türk dünyasına ait sanat eserlerini bir arada görebilirsiniz. Selçuklu döneminin el işçiliğiyle yapılmış cam objeler, el yazması kitaplar, el dokuma halılar ve daha eski dönemlere tarihlenen diğer eserler oldukça ilginizi çekecektir.

3- Ayasofya

İmparator Jüstinyen tarafında 537 yılında yaptırılan Ayasofya neredeyse 1500 yıldır ayakta ve zamana meydan okumaya devam ediyor. Kariye gibi burası da fetihten sonra camiye çevrilmiş. Bu kadar sene onca tarihe dayanmış bir yapı olarak kimi çevreler tarafında “mühendislk harikası” olarak nitelendiriliyor.

2- Topkapı Sarayı

Osmanlı Devleti’nin fetihten sonra tam 400 yıl boyunca tüm cihana hükmettiği yer işte burası. Toplamda 700.000 m2’lik bir alana yayılan saray, dünyadaki en büyük saraylardan birisi konumunda. Padişahların özel eşyaları da dahil, saray hazinesi, kutsal emanetler, harem dairesi gibi bölümleriyle ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor.

1- İstanbul Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji Müzesi, Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk olmak üzere toplam 3 ana bölümden oluşuyor. 1891 yılında Osman Hamdi Bey’in uzun uğraşları sonucu İmparatorluk Müzesi olarak açılmış. O zamanlar Osmanlı toprağı olan, Kuzey Afrika, Mısır, Balkanlar, Arap Yarımadası ve Mezopotamya’dan getirilen eserler sergileniyor. En önemli eserlerin başında ise Kadeş Anlaşması ve İskender Lahdi geliyor.

Balat’ta bir dönem çürümeye yüz tutmuş olan Bulgar demir kilisesi Sveti Stefan, yaklaşık 7 yıl süren restorasyonun ardından eski günlerine dönüyor. 7 Ocak’taki açılışa Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bulgaristan Başbakanı Borisov dahil bine yakın davetli katılacak.

Haliç kıyısında bulunan ve dünyada demirden imal edilmiş tek kilisesi olma özelliğini taşıyan Bulgar kilisesi Sveti Stefan, namıdiğer Demir Kilise, eski günlerdeki ihtişamına kavuşmak için gün sayıyor.

Demir kilise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) katkılarıyla 2011 yılından itibaren başlayan restorasyonda yapının yüzde 90’ı elden geçirildi. 7 yıllık restorasyon süresinin ardından aralık ayında tamamlanması 7 Ocak’ta da resmi törenle açılması planlanıyor.

Açılışa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, Bulgaristan Dışişleri Bakanı Ekaterina Zahariyeva, Bulgaristan Kültür Bakanı

Vecdi Raşidov, Bulgar Partiği Neofit, Fener Rum Partiği Bartholomeos, Türkiye’den mevcut ve eski bakanlar, yerel yünetim ve kamu kurum ve kuruşlarından yetkililer dahil bine yakın davetli gelecek. Ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de açılışa davet edildiği, programına uyarsa gelebileceği  belirtildi.

Cami de yenilendi

Yaklaşık 15 yıldan beri Bulgar Ortodoks Kiliseleri Başkanlığı’nı yürüten Vasil Liaze, kilisenin restorasyonunun 16 milyon TL’ye mal olduğunu, bu paranın 15 milyon TL’sinin Türk hükümeti, 1 milyon TL civarında bir rakamın da Bulgaristan hükümeti tarafından karşılandığını ifade etti. Kilisenin restorasyonunda Sofya ile Ankara arasında bir ‘karşılıklılık’ mutabakatının yapıldığını belirten Liaze, bu sayede Filibe’nin tam merkezinde bulunan Cuma Camii’nin de restorasyonunun gerçekleştirildiğini ifade etti.

Dünyada bir eşi olmayan ve dünyanın demirden ilk yapılmış prefabrik binası olan kilisenin restorasyonunda en büyük yardımı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığını dile getiren Liaze, “Kendisi ile yaptığımız görüşmede bir rica üzerine hemen talimatı verdi ve dünyada bir örneği bulunmayan bu kilise tekrar görkemli günlerine kavuştu. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkürlerimizi sunuyorum. Ayrıca eski İBB Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Valisi Vasip Şahin’in de çok büyük yardımları oldu. İBB her hafta kilisedeki çalışmalar hakkında toplantı yaptı. Bulgaristan’dan Başbakan Boyko Borisov ve Din İşleri Direktörü Emil Velinov’un da kilisenin restorasyonuna büyük katkıları oldu” diye konuştu.

Bulgarlar için önemi çok büyük

Demir Kilise’nin Türkiye’deki Bulgar vatandaşlarının yanı sıra tüm Bulgaristan için çok önemli bir eser olduğuna da dikkat çeken Vasil Liaze, “Kilisenin inşaatına Padişah II. Abdülhamit’in izniyle 1891 yılında başlandı. 500 ton demir kullanıldı ve bu demir parçalar Avusturya’nın başkenti Viyana’da dökülerek Tuna Nehri üzerinden İstanbul’a taşındı. Kilisenin zeminini güçlendirmek için dünyada ilk defa buharlı şahmerdan kullanıldı. 1898 yılında görkemli bir törenle açılan  kilise Bulgarların kültürel ve dini bilincinin uyanışını temsil ediyor” dedi.

Nasıl Ziyaret Ederim?

Mutlu Geziler olarak Fener Balat turları yapıyoruz ve nihayet bu turlarımızda uzun süredir gezemediğimiz Demir Kilise’yi gezebilme şansını bulacağız. Açılıştan hemen sonra Fener Balat Ayvansaray Turu katılımcısı olarak bu güzel kiliseyi ziyaret edebilirsiniz! Mutlu Haftalar dileriz…

İstanbul’a ilk geldiğim yıllar adını duysam; “heaa fenerbahçe’nin kurulduğu yer di mi ora” diye tamamen sallayacağım, varlığından, güzelliğinden hatta içindeki hikayelerinden bi haber olduğum ama gezdikçe gezesim gelen bir yer…

Meslek dolayısıyla Fener & Balat & Ayvansaray bölgesine de turlar yapıyorum ama ne yalan söylim yalnız gezmek daha güzel geliyor bana. Sanki her bir sokağında beni çeken bişeyler buluyorum, kendi kendime mutlu oluyorum dolaşırken. Sonrasında işte dayanamadım ve bu mutluluğa sizleri de ortak edeyim istedim.

1- Merdivenli Yokuş 

Zerrin Özer’in “merdivenli sokakta ayrıldık hatırlarsaaan” diye bi şarkısı vardı. Hep o gelir aklıma ama ayrılma kısmı değil bak şu kısmı; “hani dünya tatlısııı, bir düş kurardık heyecanlaaa….”

Buradayken içimden öyle şarkılar söylüyorum. Rengarenk evlerin yanından geçerken içinizden çocuk olup oralarda oynamak geçecek. Bence size de aynı duyguları yaşatacak güzellikteki bu yeri görmeden ölmeyin lütfen!

2- Sancaktar Yokuşu

Fener-Balat’ta en meşhur yokuşlardan birisi burası. Hemen hemen her dizide, filmde denk gelmişsinizdir buraya ama nerede olduğu pek bilmezsiniz. Kırmızı Mekteb diye bilinen Fener Rum Lisesine çıkar Sancaktar Yokuşu. Yokuşun hemen başındaki pembe bina, okula doğru çıkan bir gemi güvertesi gibi restarasyonunun bitmesini bekliyor. Yokuşu sol taraftan inerseniz Dimitri Cantemir’in evinin bahçesindeki Dimitri Cafe’ye, sağ taraftan aşağıya inerseniz de Cooklife’a çıkacaksınız. Çay molası vermek isteyenlere Dimitri Cafe’yi, kahve molası vermek isteyenlere Cooklife’ı tavsiye ederiz.

3- Özel Fener Rum Lisesi (Kırmızı Lise)

İlk defa görenlerin Kilise sandığı yapı, ihtişamlı görüntüsü ile Balat’ın üzerine konmuş bir kartal gibi, tüm manzaraya hakim. Özel Fener Rum Lisesi’nin mimarı aynı zamandan bu okuldan mezun olan Konstantinos Dimadis. Kubbesi üzerinde yazan kitabede de yapım yılı olarak 1881 rahatlıkla okunabiliyor. Sancaktar Yokuşu’ndan çıkanlar sadece ön kapıdan okulu görüp aslında çok şey kaçırıyorlar. Asıl manzara ve kubbenin güzelliği Tevkii Cafer Cami’nin avlusundan aşağıya doğru bakınca anlaşılıyor. Bizim grubumuzun foto çektirdiği yer; evet burası!

4- Surp Hreşdagabed Ermeni Kilisesi

1635’e kadar terkedilmiş bir kilise olan ahşap yapı, Patrik I.Zakarya tarafından yaptırılan onarım sonrası Ermeni Kilisesi olarak kullanılmaya başlanmış. Balat yangını sonrası kül olmuş, günümüze kadar gelen kagir yapı ise 1835 tarihli. Kilisede 12 Eylül gecesi yapılan şifa ayinleri dilden dile dolanırmış, özellikle 90’larda çok popülermiş bu ayin. Ayinde kilisenin içindeki tüm sandalyeler, oturma düzenekleri kaldırılıp yerlere halılar serilirmiş. Her dinden, her ırktan insanlar o gece şifa bulmak için, halıların üzerinde sabahlar, dualar ederlermiş. O gece namaz kılmak isteyen Müslümanlara da seccade dağıtılırmış.

5- Balat Kapıları

Fotoğraf da gördüğünüz mavi kapı klasik Balat evi kapılarından. Bu kapıların genel özellikleri iki kanatlı olması ve her iki kanatta üstte üçgen alınlığın bulunmasıdır. Balat’ta önünde en çok fotoğraf çektirilen kapıdır burası. Gelin – Damat fotoğrafları içinse özellikle haftasonları, ilk durak.

6- Maraşlı Rum İlkokulu

Önünden geçerken farketmemek imkansız, antik bir tapınak gibi yükselen yapı aslında bir ilkokul. 1901 yılında Grigorios Maraşlı’nın bağışı ile inşa edilen okula, katkılarından dolayı Maraşlı adı verilmiş. Maraşlı İlkokulu’nun giriş kapısı yüksek kaideli yivli sütunları ile sanki buradan bağımsız gibi duruyor. Okulun sadece giriş kısmının bu kadar gösterişli olup yapının diğer bölümlerinin standart bir bina gibi yapılması plan dahilinde değilmiş. Rivayete göre Grigorios Maraşlı yaptırdığı okulun çok gösterişli olmasını istemiş, hatta bittiği zaman “Fener Rum Lisesi, bu okuldan sonra zikredilsin.” demiş. Ama bağışladığı paralar okulun inşasına yetmemiş, böylece sadece kapı kısmı gösterişli kalmış. Okulun hemen yanında Yıldırım Caddesi’ne kadar uzanan Fener Rum Patrikhanesi’nin duvarları başlıyor.

7- Moğolların Meryem’i Kilisesi

Fener Rum Lisesi’nden aşağı inerken Tevki Cafer Sokağı’nın tam köşesinde, halk arasında renginden dolayı Kanlı Kilise olarak bilinen Maria Muhliotissa (Moğolların Meryem’i) Kilisesi yer alır. Bizans döneminden günümüze kadar gelen yapının belki de en önemli özelliği hep kilise olarak kalan tek yapı olması. Yapılış tarihi hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte 10. yy’ın başları olduğu düşünülüyor. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından Mimar Hristodulos’a verilen kilise 1633, 1640 ve 1729 yılındaki yangınlarda harap olmuş. Farklı onarımlar geçirmiş ve mimarisi de farklılaşmış. Kitabesinde 1731 yılında yeniden restore edildiği yazılı. Kilise isminde geçen Meryem ismi ise farklı bir Meryem’den gelir. Bizans İmparatoru Mihail Paleologos’un gayri meşru kızı Maria’dan. Biraz hüzünlü bir hikayedir aslında… 13.yy’da Moğollar İran sınırına kadar gelmiştir. Savaşın yaklaştığını hisseden İmparatorlar için ise müttefik olmak savaşmaktan daha akıllıca bir yoldur. Maria, Moğol hükümdarı Hülagu Han ile evlenmesi için Moğol Sarayı’na gönderilir. Ama yol çok uzundur ve Hülagu Han da yaşlanmıştır. Maria’nın geldiğini göremeden ölür. Maria’da Hülagu Han’ın oğlu Abaka Han ile evlendirilir. Birkaç yıl sonra Abaka Han kardeşi tarafından öldürülünce dul kalan Maria İstanbul’a geri döner. Ve bugünkü kilisenin yakınındaki manastıra yerleşir. Geri kalan hayatını burada huzur içinde geçirdiği söylenir.

Bonus: Fener & Balat Gezisi

Sizler de bu güzel tarihi semtleri keşfetmek, hikayelerine ortak olmak isterseniz; Mutlu Geziler tarafından her hafta sonu düzenlenen turlardan birine katılabilir, hikayelerini bizlerin ağzından dinleyebilirsiniz. Tur sonunda ikram edilen çayın yanında güzel sohbetimizi de kaçırmayın derim!

Rezervasyon için tıklayın!

Mutlaka bi yerlere gezmeye giderken tam da yola çıktıktan sonra ya da gideceğimiz yere az kalmışken şöyle bi tepki veririz; “Ayyyy unuttum!”. Yanımızda olması gereken şey çoktan evin o karanlık odasında kalmış, unutulmuş ve de içli içli arkamızdan ağlamaktadır.

Ama artık bu son! rehberleo.com olarak bu işe el atmanın ve sorunu kökünden kazımanın zamanı gelmişti bence. Sizin için bir “seyahat listesi” hazırladık. Böylece valiz hazırlarken bizim listeye bakıp, almanız gereken tüm her şeyi zaten yanınıza almış olacaksınız ki; hiç bir “aayyy unuttum” artık sizin korkunuz olamayacak! Hadi gelin bakalım listemizde neler var.

Olmazsa Olmazlar

  • Pasaport
  • Biletler
  • Cep telefonu, tablet pc ve laptoplar
  • Bütün bunların şarj aletleri
  • Seyahat sağlık belgeleri
  • Rezervasyon yaptığınız otelin adresi ve rezervasyon formları
  • Para, kredi ve ATM kartları
  • Bankayı aramak için ulaşılabilir bir telefon numarası ve gittiğiniz yerden arama şartları
  • Pasaportun fotokopisi (Aslını taşımak büyük risk)
  • Uçaklarda verilen (emenity kit) yani kulak tıkacı, göz bandı gibi şeyler
  • Hastalık kimlik kartı (neye alerjiniz var, kullandığınız ilaç var mı gibi bilgiler içerir)
  • Ufak bi ilk yardım çantası (yara bandı, sargı bezi vs. olan)

Bakım Ürünleri

  • Duş jeli
  • Deodorant
  • Şampuan
  • Saç bakım ürünleri
  • Nemlendirici krem (el, yüz ve saç için)
  • Tarak
  • Tıraş makinesi veya jileti
  • Lens kullanıyorsanız temizleme suyu ve kabı
  • Oje
  • Makyaj malzemeleri
  • Makyajı çıkartan malzemeler
  • Diş fırçası
  • Diş macunu
  • Ağız bakım suyu

Giyecekler

  • Ceket veya hırka (gittiğiniz yerin mevsimine göre mont, kaban da olabilir)
  • Tişört
  • Şort
  • Pantolon (kot veya kumaş)
  • Gömlek (alabiliyorsanız askıyla beraber alın)
  • Etek
  • Güzel şık elbiseler
  • Kazak veya sıcak tutan uzun kollu giysiler
  • İç çamaşırı
  • Çorap
  • Pijamalar (uyurken ne giyiyorsanız)
  • Takı ve aksesuarlar
  • Elbiseniz için şık bir ayakkabı
  • Günlük kıyafetler için rahat bir ayakkabı

Yaz Tatili İçin

  • Güneş kremi
  • Güneş sonrası nemlendirici
  • Şapkalar (güneşten koruyucu olmalı)
  • Sinek kovucu
  • Plaj çantası (şu su geçirmeyenler var ya onlardan)
  • Telefon koymak için su geçirmez kılıf
  • Terlikler
  • Güneş gözlüğü
  • Mayo / Bikini
  • Dudak nemlendiricisi
  • Islak mendil

Artık bu listeyi kullanarak hiçbir detayı kaçırmadan, gönül rahatlığıyla tatile çıkabilirsiniz. Mutlu ve bol hatıralarla dolu, süper bir tatil geçirmenizi dilerim. Ben mi? Ah yok canım ben çalışıyorum!